Türkiye’de sosyal güvenlik, genellikle süreklilik arz eden ve belli mesai saatleri olan iş modelleri üzerinden kurulmuştur. Oysa müzik sektörü, kendine has dinamikleri olan, mesai saatlerinin ve çalışma alanlarının belli standartlarla sınırlanmadığı bir sektördür. Bir müzisyen, konserler, prova süreçleri ve kayıt dönemleri gibi parçalı saat dilimleriyle çalışır. Artan işsizlik, dijital platformlarla değişen üretim şekilleri, yapay zekâ destekli müzik uygulamaları, müzisyenlerin çalışma koşullarını daha da kırılganlaştırıyor.

Müzisyenler için en temel sorunlardan biri sosyal güvenceye erişim. Proje bazlı işler, kayıt dışı çalışma ve düzensiz gelir, sigortalı sistemin dışında bırakıyor. Müzisyenler; sağlık sigortası, emeklilik hakkı ve iş güvencesi gibi haklara erişmekte sorun yaşıyorlar. Müzisyenliğin genellikle “hobi” olarak algılanması da mesleği resmi politikaların dışında bırakıyor. Sistemde sunulan “isteğe bağlı sigorta” gibi seçenekler de, çoğu zaman düzensiz gelir durumuyla örtüşmediği için kalıcı bir çözüm sunamıyor.

Devlet destekleri de oldukça sınırlı ve erişimi zor. Açıklanan fonlar, burslar ve destekler çoğunlukla kapsayıcı bir özellik taşımıyor. Genç ve bağımsız müzisyenler için bunlar yeterli bir güvence oluşturmuyor. Desteklerin süreklilik göstermemesi ve kısa zamanlı proje destekleri bu eşitsizlik problemini derinleştiriyor.
Pandemi dönemi müzisyenlerin yaşadıkları sıkıntılar, yapay zeka ve dijital platformlardaki telif ve emek problemleri müzisyenlerin yaşadıkları sıkıntıları somut olarak göz önüne sermekte; gittikçe artan dijitalleşmeyle beraber getirdiği sorunları da müzisyenleri daha yoğun ve rekabetçi bir ortama sürüklüyor.

Son olarak müzisyenlik sadece hobi ya da bir kültür faaliyet olarak değil, ekonomik bir iş alanı olarak da ele alınmalı. Müzik sektörünün devamlılığı için sosyal güvence modelleri ve kültür politikalarının kapsayıcı hale getirilmesi oldukça büyük önem taşımaktadır.

Bir yanıt yazın